Salı, Mayıs 06, 2008

Üşengeçlik..

Herkes benden şikayetci. Mutsuzsun, negatifsin, kendine özgüvenin yok, son günlerde cok küfür ediyorsun, sen söylesin hedesin hödesin...

Bir üşengeçlik.. Bir bazen enerji dolmak ama boşaltamamak..

Yaz gelmiş havalar ne kadar da güzel. Mevsim değişikliğidir diyorum. Geçiştiriyorum ancak bir psikologa gitmek şart oldu. Yaz okuluydu falan derken diyer sıkıntıların üzerine üzerine dağ gibim psikoloik sorunlar yığıldı kaldı.. Son zamanlarda dehset asosyal olduğumun da farkındayım.

İstanbulda oturan pek değerli bloggerciler, Üsküdarı nasıl bilirsiniz bu arada? . Oralarda bir öğrenci olarak rahat eder miyim?. Okulum unkapanının oralarda, haliç kıyısı, galatayı falan görüyor, Balat neyim var buralarda.. ( kısacası Khas) Beşiktaş'da eve cıkma gibi bir hevesim vardı ancak bir hafta önce Beşiktas'da evinde misafir olarak kaldığım arkadaşlara benden iki gün sonra hırsız girmiş. ( Ev 3. Kat..) Haziran gibi kendine yeni bir barınak bulmalıyım.. Kimisi diyor ki Mayıs sonu bakmalısın kimisi haziran kimisi temmuz kimisi ağustos gider bu böyle.. Stres oldum iyice. Alakalı ama alakasız detay : Finallere de iki hafta var pff.

(Bkz: Blogu yardım aracı olarak kullanmak)
(Bkz: Bir iç dökme aracı olarak blog)
(Bkz: Sesimi duyan var mı)
....
.
.
.
.
.


Enter: Travmatik süreç .

Perşembe, Mayıs 01, 2008

Hepsi güzel

Geyik mühendisi arkadaşımız bize mim yollamış ve beğendiğimiz üç tane erden bahsetmemizi istemiş. Zevkle diyorum ve ufaktan baslıyorum..


Ashton kutcher. Etrafımda olmaması gereken bir tip bence. Çok tehlikeli olabilir bu güzellikteki bir kişilik. Daha ömrünün baharında, 27'sinde gitti evlendi Demi ile.. Aslında onun Dem'i ben olmak isterdim ya neyse.. Sempatikliği vesaire vesaire.. Neyse anlatmayacağım ve onun her güzel yönüne '' Fazla '' sıfatını yapıştıracağım.



Jonathan Rhys Meyers var bir de. Kendisini Woody Allen'in Match Point filminde keşfettim. Çok Klise isimler vardı aklımda ancak bu arkadaşın oyunculuğu ve o roldeki duruşu çok etkilemişti beni. Oradan bir kalmış aklımda..



Son olarak da Matthew Fox. Lost dizisi sayesinde doktorların sünepe tipli insanlardır önyargımı kırmayı başaran bir şahsiyettir ( böö) . Sevgi ve saygıyla anıyoruz bu şahısları ve öyle bakıyoruz işte.. Esmer iyidir iyi.


Mimi almak isteyen alabilir..


Hoşca kalın..

Pazartesi, Nisan 28, 2008

Bütün günlerim böyle geçse naman nallahım


Cuma günü okul çıkışı elimizde Anathema biletleri ile kendimizi Yeni Meleğe zor attık. Adımımızı atmamızla Grubun şarkıya girmesi bir oldu. İlk konserim olduğundan yeterince melankoliye, '' biraz cin biraz tonik inadına platonik '' diye diplere vuracağımın heycanı içerisinde bekledim durdum. Seyirci nedense çok donuktu. Arada bizim gibi gençler müziğin gazına falan geliyordu. Pek yakışıklı arkadaşımın ( uuvv*) izlediği strateji ile en önlere doğru ilerledik ve yaklasık üç saatlik konseri bitirdik. Her şeye rağmen grubun üyeleri seyirci ile iletişimi sürekli tutuyordu. Hatta Vincent bir ara seyircilerin arasına atladı. Orada hafif bir ezilme riski ile karşı karşıya kaldım. =)

Üç gündür turist Ömer gibi geziyorum desem yalan değil. İğrenç yurdumdaki yatağımı özleyeceğimi düşünemezdim =) Bu arada İstanbul'da havalar soğuk. Arada bir dakikalık yağmur falan yağıyor. Dışarıda oturup içmeyi denemeyin. Zira benim gibi tuzlu sularla tuvallette midenize gargara falan yapmak zorunda kalabilirsiniz. =)

Güzel konserdi. Gene gelsinler gene giderim.

Flyingggg ...

Perşembe, Nisan 24, 2008

Saplantının Flaşları ..


Gitgide saydamlaşan gecelerde yüzün de hafızamda flu bir hal almaya başladı. Havale geçiren ellerim, itina ile sakladıgım, şahsına münhasır, arsız düşüncelerime eşlik eden kadehi düşürürken, alkolün itibarı daha da bir artıyor.

Tavanı basık odamın raflarında onlarca sinek kavanozu.. Sessizliğin uğultusunu bastırmak için bendenizin gizli filosu.. Ne var ki en güzel anılara başrol olmuş her ses gibi zamanla sinek kavanozumdaki sesler de çürümeye yüztutuyor.

Zaman, şımarık bir çocuğun ( bil bakalım kimin) biten hevesinin müsveddesi oluyor.

Ham madde bulmakta zorlandığım yalnızlığıma, mırıldandığın hayallerin cep çıkıyor. Ters yöne giriyorum. Sayende.. Sevişgen hayal rakkasımızın hız limitini aşıyoruz. Kendi tarafımda hüsrana uğruyorum. Zincirleme umut kazasından arta kalan cesedim, üzerine patlayan saplantı flaşlarına en sadık pozlarını veriyor..

- Senin için ölüyorum. Görüyorsun ?

..


Neye elimi atsam piç ediyorum. Kendi kendimin potansiyel umut taciri olma yolunda emin adımlarla ilerlerken, teninde başkasının gezme ihtimali - ve ihtimalin muhtemelliği - günlük küfür ihtiyacımın yüzde çoğunu karşılıyor. Vazgeçme çabalarım istikrarsız bir gidişatın peşinde...


Ellerim kanıyor. Buz kompleksi lazım...


Her şey ama her şey gözümde büyüyor. Yatak büyüyor. Tavanda asılı duran ışık büyüyor. Duvarımdan sarkan posterin ucundaki Maynard Keenan'ın gözleri büyüyor.. Sinir katsayımı arttıran aptal Tweety büyüyor. O kadar büyüyor ki canlanıp, '' Bir kedi gördüğüme eminim '' demesi muhtemelmiş gibi büyüyor..

Aslında büyüyen bir şey yok. Gitgide küçülen bir ben var. Sağolsun yokluğunun küstahlığı hiç unutturmuyor.


Hani şu her yere yapıştırılan stickerlar gibi hissediyorum kendimi. Karşılıksız aşklara yapıştırılıyorum; ihanetleri meşru kılan kadın olma statüsüne, anlaşmazlıklara, kavgalara, çekememezliklere, çekilememezliklere, can sıkıntılarına vesaireye.. Bazen de çarşafları ıslatan hayallerin şehvetine yapıştırılıyorum. / Luzumumu çözemiyorum !


Gece gitgide saydamlaşırken, atfettiğim satırlarım için, sana yakıştıracağım metaforumu bulamadan uyuyakalma ihtimalimin telaşındayım şimdi. Göz kapaklarım ağırlaşırken sen ellerime süzülüyorsun. Gözlerin susuyor, manan ona zıt.. Gülümsemen biraz hınzır.


Yanındayken rüyalarım uykuya çekiliyor...

Gece saydamlaşıyor gözlerimi araladığımda. / Vazgeçiyorum.

Rüyalarım uykuda...

Ben uyuyorum.



Okyanustaki Rüzgar / Ve dip.

Salı, Nisan 22, 2008

Her şey b.ka sardı .